Content Management Powered by CuteNews
 
Konuk Yazar

Mistik Müzik Festivali

Tanıtım, Sayı 9

 

"A. Elif Öztürk"
 
Konya'da 23 Eylül’de başlamak üzere bir haftalık bir kültür şöleni sürdü: 6.Mistik Müzik Festivali… Gerek yurt dışından gelen konuklar, gerek festivalde yer alacak gruplar; gerek yurdum insanı büyük keyif aldı bu işten.

23 Eylül Çarşamba, yani festivalin ilk günü, Türk mistik müziklerinden örnekler sergilendi. Sünni, Şii, Alevi kısaca İslam inanışlarını yansıtan örnekler yer aldı. Bu konser, festivalin TRT'de yayınlanan ilk ve yanılmıyorsam tek örneği idi ve festival kapsamında en beğenilenlerden biriydi. Eserlerde dinleyiciler kendi kültürlerinden, dini inançlarından yansımalar buldu ve aşina oldukları melodilerle kendilerinden geçtiler. Alevi, Şii, Sünni hangisine mensup olursak olalım yan yana İslam’ı yaşadık o gece ezgilerde. Festivalin Türkiye’de ve her yerde “Mevlana Şehri” olarak bilinen Konya’mızda gerçekleştiriliyor olması hasebiyle, ilk gece İslam örneklerinin yer almasının tercih edilmesi çok isabetli bir karar olmuş.  
 

24 Eylül Perşembe günü konser veren Sudanlı Orupaap grubunun üyeleri festival süresince Konya'da bulundular.
Bu, diğer kültürlere de saygılı ve meraklı olduklarını gösterdi, ayrıca festivalde diğer grupları da önemsediklerini kanıtlamış oldu bence. Aynı davranışı diğer gruplarda göremedim. Bu Orupaap’ın bir prensibi olabilir gibi geliyor. “İşimizi yapalım da gidelim bir an önce.” anlayışında olmadıkları anlaşılıyordu.
 
“Festival için geldik, o zaman bitene kadar kalmalıyız.” şeklinde düşünmüş olmalılar ki bu bir saygının göstergesidir bence. ''Sen sus, davranışların seni anlatsın'' derler ya hani; o cinsten. Herkes kendi işini layıkıyla yapmalı evet, ama bu şekilde düşünceli davranışlar insanları birbirine daha çok yaklaştırıyor. Sadece benim değil, çevremdekilerin de takdirini kazandılar zaten. Demek ki tüm insanları birleştiren evrensel değerler var yeryüzünde. Müzikleriyle de farklı bir kültüre kendilerini tanıtmada başarılı olup halkın ilgisini boşa çıkarmadılar.
 
 

25 Eylül Cuma günü Branches Breath grubuyla Amerikan yerlileri, yerli flütleriyle dinleyicileri farklı diyarlara götürdü ve Kızılderili müziğinin genel kanıdan farklı bir boyutunu gözler önüne serdiler. Yani “Kap davulu gel, iki de uzun tahta getir. Bir adam -kurban- bulup bağlayalım. Ateşimizi de yakıp etrafında döne döne dans edelim, tam tam bam bam müzik yapalım.” değilmiş... Bir ormanda gözlerimizi kapatıp uzandığımızda doğayı dinlerken duyduğumuz rahatlatıcı sesleri hatırlattılar daha çok. Başlarında tüyler, yüzlerinde boyalar da yoktu mesela. Ama belki de müziğin “mistik”liğinden kaynaklanan bir farklılıktır.
 

26 Eylül Cumartesi Yesevi topluluğu yalnız insan sesiyle icra ettikleri ilahileriyle beğeni topladılar. Yalnız insan sesi dedim, evet. Herhangi bir enstrüman kullanmamaları, ilahilerin melodik yönünü geri plana itip dua oluşunu hatırlatmak için yapılmıştır herhalde. Bir mesaj var gibi geldi bana. Ya da enstrümana, hiç değilse bir ritme bile ihtiyaç duymayacak kadar güveniyorlar seslerine. Grubun yedi üyesi konservatuar kökenli olup medresede tasavvuf eğitimi de almış.
 

27 Eylül Pazar günü Altay Cumhuriyetinden gelen Şamanların gösterisi kamuoyunda hayal kırıklığı yarattı. Gerçek Şamanizm’den yeterince iz taşımadığı kanısını uyandırdı. Çünkü davul yoktu bir defa… Dans yoktu… Bu ikisi olmadan Şamanizm çok eksik kalıyor. Şaman gösterisini yapanlar, uzun zamandır Şamanlık yapıyormuş gerçekten. Sanat için yapmıyorlar yani; işleri bu. Kıyafetleri çok ilginçti. Kocaman botları vardı. Birinin üstünde birçok tel vardı ve hareket ettikçe ses çıkarıyor, şamanın sesine eşlik ediyordu. Hatta ses çıkarmak için arada kolunu bacağını özellikle oynatıyordu. Ama Şamanizm inanışının temelleri biz Türklere dayanıyor ve biz bunu böyle bilmiyoruz. Belki farklı coğrafyalara dağılmış olmanın etkisiyle kimi değişikliklere uğramıştır zaman içinde. Gırtlaklarından çok garip sesler çıkarıyorlardı. Bu onlar arasında bir sanatmış… Sanata saygım sonsuz. Kültürümüze çok yabancı bir “sanat” olduğu için, bazı dinleyicilerin salondan çıktıktan sonra “Çok şükür.” dediklerini itiraf etmek zorundayım. Fakat ayinin başındaki saçı duasının bizde de hala yeri, daha doğrusu izi var. Düğünde gelinle damat salona girince üstlerine konfeti atarlar hani... Bu eskiden buğdayla, darıyla yapılırmış: evlilik bereketli olsun diye. “Darısı başımıza” da bu kültürden geliyor. Gösteride ise şaman; bir yandan ateşin etrafında dönerken ateşin içine darı, süt ve kutsal saydığı ağaç dalları attı. Bu arada da sürekli dua okudu.
 

28 Eylülde Namad Ensemble de büyük alkış aldı fakat Sema Ayini ilgi açısından birinciliği kimseye bırakmadı. Konya Tasavvuf Müziği topluluğu, profesyonel ekibiyle semazenlere eşlik etti. Her sema ayininde olduğu gibi yansıtılan manevi hava herkesi etkiledi.
  
Festival boyunca bazı geceler salonda oturacak yer kalmadığı için izleyemeden dönenler oldu. Bu açıdan salon kapasitesinin böyle büyük organizasyonlar için çok da yeterli olmadığını söyleyebilirim. Yoğun ilgi, aslında toplumumuzun farklı kültürler tanımaya meraklı olduğunu ve ayaklarına kadar gelen fırsatı değerlendirdiklerini gösterdi.
     
Festival sadece konserlerden oluşmuyordu. Çeşitli isimlerin Hz. Mevlana paydasında buluştuğu konferanslar, sergiler de oldu. Ancak konserlere gösterilen ilginin konferanslara, özellikle ilk gün "Mevlana ve Doğuş" konferansı için gelen İskender Pala gibi bir değere gösterilmemesi üzücü oldu. Salon dolmadı bile…

Mevlana Kültür Merkezi’ndeki etkinlikler sonrasında salon çıkışında gezilebilecek olan "Dünya Dinleri" fotoğraf sergisi çok başarılıydı fakat bu dinlerle-inanışlarla ilgili, bir yere herhangi bir açıklama iliştirilmemişti. Bu yüzden fotoğraflanan inanışlar hakkında önceden bilgisi olanların dışında inançların algılanması zordu. Mesela iplerin bir ucuna kocaman kocaman yükleri bağlayıp, diğer ucunu sivri bir kancayla sırtlarına geçirip diğer uçtaki yükü, sırtlarını kanata kanata çekmeye çalışan insanların olduğu fotoğrafa bakan ve bu davranışla ilgili hiçbir önbilgisi olmayan bir insan bu adama işkence edildiğini düşünür. Oysa bu insanlar tamamen kendi iradeleriyle, manevi duygularıyla, sırtlarındaki sivri çengelle taşıyabildikleri yük miktarınca günahlarının affedileceğini düşünüyorlar… 

Ufak eksiklikler olsa da 6. Mistik Müzik Festivali, farklı, geniş kitlelere hitap eden ve güzel bir organizasyon oldu. Billboardlarda, internette, yerel televizyonlarda hakkıyla duyuruldu ve iyi tepkiler aldı. Yetkililer gece gündüz bu işle ilgilendi. Hz. Mevlana’nın 7 asırdan fazla süredir yaşatılıyor olması gerçekten mutluluk verici. Duyarlı insanlarımız olduğu sürece daha da asırlar boyunca yaşayacağa benziyor.




Not:
www.mistikmuzikfest.com adresinde bütün gruplarla ilgili ayrıntılı bilgi ve grupların kendileriyle ilgili ufak açıklamaları, fotoğraflar ve festival kapsamındaki müziklerden örnekler var. Bu kadarla yetinmeyenlere, görsel anlamda da bir şeyler edinmek isteyenlere…
 
 
"A. Elif Öztürk"

 

Bu yazıdaki fotoğrafları kendi arşivinden bize sağlayan Tanburî Musa Kâzım Tığlıoğlu 'na teşekkür ederiz.

Konuk Yazar
Mistik Müzik Festivali, Tanıtım, Sayı 9


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net